dülger balığı adlı öyküsü kafası basmayanı pek bi sıkar alt tarafı bi balığın ölümünü uzatmışta uzatmış diyenler bile çıkabilir ...lakin sait faik dülger balığıyla kendini bir tutarak dönemin toplumuna ve sorunlarına ışık tutmuştur...bir tarafta 'marangoza' , işçiye benzediği içi çirkin kabul edilen dülger balığı vardır diğer tarafta ise allı pullu balıklar.. yine sait faik bir hatırlatma yapar hepsinin sonu aynıdır :ölüm o halde yoktur ala pula gerek
estonyada bile hikayeleri çevirilip okutuluyor.
dünyanın hikayecelikte kabul ettiği isim!!
babam fanatiğidir. Sayesinde bende neredeyse tüm hikayelerini okudum.
Bence sait faik okumaya 25 yaşından sonra başlanmalıdır.
kıvamı bana göre böyle yakalanır.
içinin ve dışının aynı olması için gayret etmiştir.
umut
Söylemeliyim
Yok
Yok... meydanlarda
bağırmalıyım,
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.
29 aralık 1952 tarihli inci mecmuasının anketine verdiği cevaplardan biri şöyle; "....sahne sanatkarlarının hepsinden nefret ediyorum, ses sanatkarlarının hiçbirini dinlemem, karikatüristlerin severim. röportaj muharriri yaşar kemal, romancı olarak osman cemal'den başka kimseyi tanımıyorum."
rakı şişesinde balık olmuş,umudu,yasamı sevmeyi,anlamaya calışmayı ve bi o kadarda 'bosver' i iyi kullanmayı bana öğreten olağan üstü,doğa üstü (abartmıyorum) bi düşünme kabiliyetine sahip oldğunu düşündüğüm merhum muhtesem insan,türk edebiyatında öykü kavramının babasıdır.
Sait Faik okumamış ve böyle de yazılabileceğini, hatta O'nu okumamanın bir eksiklik olmadığını sanan/düşünen genç öykücüler tanıdım ben bu ilginç, ilginç olduğu kadar da serüvensever coğrafyada... karşılarında iliklerim derhal terledi!
Nasıl bir aymazlık kişiyi böylesi serüvenlere itebilir, anlamıyorum! Üstelik anlamaya da karşıyım bu konuda!
Evet, Sait Faik okumadan da yazılabilir öyküler, ama mutlak eksik kalacaktır bir yanı... mutlak kan uyuşmazlığı olacaktır bu coğrafyanın ağrılarıyla...
Oysa; denizi, martıları, adaları, insanları, çayı, simiti, dostlukları O'ndan okumak ne denli leziz bir tat bırakır dimağında kişinin... ve yazdıkları nasıl da samimileşir o andan sonra...
İstanbul görgüsü edinir adeta kişi, Sait Faik okuyarak...
Sait Faik...
Bizim okulda yazmıştır ilk hikayesini..Çok severim şiirlerini,hikayelerini,kendisini..
İyi ki yazmışsın.Ne demiştin? "Dünyayı güzellik kurtaracak,bir insanı sevmekle başlayacak her şey."
Otların yeşil olması,denizin mavi olması,gökyüzünün bulutsuz olması,pekala bir meseledir.Kim demiş mesele değildir diye?
Bakmayı bilmiş, insanı insan yapan gerilimleri ve tezatları görebilmiş,daha da zoru bunları bizlere aktarabilmiş gözlem ustası. SF'in öykülerindeki karakterleri istemesen de seversin. Aciz de olsalar, hırslı da; cahil ya da kibirli; dibine kadar karamsar ya da safça iyimser; namussuz ve/fakat merhametli... İyiyle kötü ayrımını yapmasını istemez okurundan. Tek boyutlu değildir anlattığı kişiler. Yalnızca insandırlar.
Sevgili Monika Carbe tarafından kaleme alınan "Ankara:Yalnızca Mermer, Beton ve Asfalt mı?" isimli gezi yazısını, Almanca orijinalinden "(Ankara: Nur Marmor, Beton und Asphalt?)" Türkçeye çevirme onuruna eriştim.
(Ankara ve Lozan Arasında, Derleme, Ankara, Phoenix Yayınevi, 2005).
Konu Sait Faik olunca, yukarıda sözünü etmiş olduğum yazının bir bölümünü buraya aktarmak ve sizlerle paylaşmak istedim.
(...)
Adına, ülkenin en önemli edebiyat ödüllerinden birinin verildiği, Modern Türk Edebiyatı'nın klasik romancısı Sait Faik, Kayıp Aranıyor isimli romanında, genç gazeteci Nevin'i, bakanlıkların var olduğu; ancak kentin henüz yeni gelişmeye başladığı, kırklı yılların sonlarındaki Ankara'yı keşfe yollar. Sait Faik, bugün artık tanınması pek mümkün olmayan caddeler tasvir etmektedir romanında; fakat Nevin'in kulübe benzer bir meyhanede neşeyle gürültü çıkaran meslektaşlarının oluşturduğu çemberin ortasındaki hüznü, bugün dahi anlayabilmek mümkün; bunun için, insanın moda olan buluşma yerlerinden birinde yazarların, yayıncıların ve eleştirmenlerin arasında oturması yeterlidir.
(...)
burgazada'nın kalpazankaya mevkiinde bir heykeli vardır.
sait faik abasıyanık'ı seven ve sayan insanlar, eğer samimilerse, benim gözümde arkadaş olunabilir, kısmen güvenilebilir insanlardır.
eğer sait faik abasıyanık'ı samimiyetle seviyor ve sayıyorlarsa, ister fahişe olsunlar, ister katil olsunlar, ister abd'de yaşamayı istesinler, ister şovenist olsunlar bence diğer insanlardan daha fazla sevgi ve saygıyı hakederler.
olumsuzluklar olarak sıraladığım yönleri, yaşamın akışında mecbur kaldıkları yollardır bence.
ve bilinçlenme sürecine saparlarsa, sevgiden, dürüstlükten, adaletten, ahlaktan, duygusal efordan yana olacaklarmış gibi gelir bana.
herkese selamlar
"dört zait" derim üstüne tanımam!!!
Şimdi Sevişme Vakti / Sait Faik Abasıyanık
Çıplak heykeller yapmalıyım.
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önümden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mintanından adaleleri gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden...
Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek.
Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe,
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin.
Söylemeliyim,
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.
Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım
Baygınlık getiren şiirler
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu Pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.
Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokakbaşlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu...
Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boşa geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan’dan
Orhan Veli’den
Yunus’tan, Yunus’tan...
Hikayeleri samimiyet kokar...